Tükenmişlikten Tüketime: Satın Aldığımız Şey Gerçekte Ne?
- Nuray Çalışkan

- 26 Tem
- 3 dakikada okunur
İster çalışıyor olalım, ister ev hanımı ya da emekli hemen hepimiz o anı biliriz.

Günün getirdiklerinin sonunda, zihnimiz yorulmuş, göz kapaklarımız ağırlaşmıştır. Özellikle de yemekten sonra.
Biraz olsun rahatlamak, kendimizi iyi hissetmek için telefonumuzu elimize alır sosyal medyaya şöyle bir göz atar ve orada karşımıza çıkan reklamların etkisiyle de alışveriş uygulamalarında gezinmeye başlarız. Birkaç tıkla sepete ekler ya da sipariş veririz. İşin en heyecanlı kısmı ise bence kargonun gelmesini beklemek. En azından bendeki duygu bu yönde. Kargo gelir, kutuyu açarız... ve sonra? Beğenirsek pek bir mutlu oluruz ama o tatmin hissi çok uzun sürmez ve bir zaman sonra ne yazık ki sönümlenir.
Geçen hafta bir arkadaşım bana dedi ki:
"Nuray, bu ay üçüncü kez kendime kıyafet aldım ama işe giderken giyecek hiçbir şeyim yokmuş gibi hissediyorum. Ofiste her gün aynı koşu bandındayım, akşam eve geldiğimde ise ekranlara bakmaktan gözlerim kanlanıyor. Alışveriş sepetimi doldururken ya da bir AVM'de mağazaları gezerken beynimdeki o 'birazcık dopamin' sinyali başka hiçbir yerde yok."
Bu cümle, modern insanın en büyük çelişkisini özetliyor: Tükenmişlik ve Tüketim.
İlginçtir ki bu iki kelime sadece dilimizde değil, yaşantımızda da aynı kökten besleniyor sanki: Biri ruhumuzu, diğeri cebimizi boşaltıyor. Peki neden en yorulduğumuz anlarda en çok alışveriş yaparız?
İktisadın Rasyonel İnsanı ile Psikolojinin Gerçek İnsanı
Klasik iktisat bize der ki: İnsan, faydasını maksimize etmeye çalışan rasyonel bir varlıktır. Ama psikoloji bu varsayımı yıllardır sorguluyor. Çünkü, karar alma mekanizmamızın en güçlü yakıtı, çoğu zaman mantık değil, içsel boşluktur ve bunu başarılı iş insanları çok iyi bilir ve kullanır.
Tükenmişlik, yani burnout, sadece fiziksel bir yorgunluk değildir. Daha derinlerde bir anlam yitimidir; emeğinizin karşılığını alamadığınız, çabanızın bir değer yaratmadığı hissidir. İşte bu noktada tüketim, çok tehlikeli ama bir o kadar da cazip bir anesteziye dönüşür.
Peki bu tüketim çılgınlığının psikolojideki adı ne? Gelin birlikte bakalım.
Telafi Edici Tüketim ve Azalan Fayda Tuzağı
Psikolojik araştırmaların ortaya koyduğu kritik bir kavram var: Telafi Edici Tüketim.
Öz saygımız zedelendiğinde, iş yerinde takdir görmediğimizde veya sosyal statümüz tehdit altına girdiğinde, bilinçdışımız bizi bir vitrine yönlendirir. Çünkü tüketim, bize anlık bir kontrol hissi verir. "En azından bunu satın alabiliyorum, hem 6 taksit yapıyorlar öderim bir şekilde" deriz içimizden.
Ancak işin iktisadi tarafı acımasızdır. Marjinal fayda kanununa göre, her yeni aldığınız ürünün size verdiği haz, bir öncekine göre giderek azalır. İlk ayakkabının verdiği mutluluk, onuncu ayakkabıda neredeyse sıfıra iner. Bu cümleyi okurken aklınıza sadece kadılar gelmesin. Benden çok ayakkabısı olan erkekler tanıyorum ben.
Bu, tıpkı tükenmişlik gibi kısır bir döngüdür: Ruhunu doyurmak için paranı harcarsın; paranı geri kazanmak için ruhunu feda edersin."
Bir düşünün: Uzun mesailer sonrası eve dönüp kendinizi bir e-ticaret sitesinin önünde buluyorsanız, aslında orada bir ürün değil, kaybettiğiniz zamanı ve enerjiyi geri satın almaya çalışıyor olabilirsiniz. Ama zaman ve ruh hali, ne yazık ki satın alınamaz. İktisat bunu söylemez belki, ama felsefe ve psikoloji söyler.
Peki Ne Yapmalı? Tüketim Bilincini Yeniden Kurmak
Bu kısır döngüden çıkmanın yolu, önce farkındalıktan geçiyor. İşte bu hafta uygulayabileceğiniz birkaç adım:
Harcamalarınızın ardındaki duyguyu sorgulayın: Kendinize şu soruyu sorun: "Bu ay yaptığım en büyük harcama, hangi duyguyu satın almak içindi?" Öfke mi, yalnızlık mı, yoksa takdir edilmeme hissi mi? Harcamaya iten duyguyu bulmak, o döngüyü kırmanın ilk adımıdır.
Tüketimin tanımını genişletin: Tüketim sadece para harcamak değildir. Dikkatimiz, enerjimiz ve zamanımız da birer sermayedir. Çalışma hayatındaki tükenmişliği önlemek için, ruh halimizi iyileştirecek ücretsiz tüketimlere yönelin. Bir kitabın içindeki tek bir cümleye, doğada geçen on dakikalık bir yürüyüşe, tertemiz bir sessizliğe... Bunların ekonomisi yoktur ama psikolojik getirisi muazzamdır.
5 Dakika Kuralı: Alışveriş yapma dürtüsü hissettiğiniz her an, 5 dakika durun. O ürünün size vaat ettiği hayatı hayal edin. Sonra kendi içinize bakın: O hayatı yaşamak için gerçekten o ürüne ihtiyacınız var mı? Yoksa o hayatı yaratmak için içinizdeki enerjiyi mi tüketiyorsunuz?
Unutmayın, piyasa her zaman daha fazlasını istemenizi söyler. Tükenmişliğinizi kredi kartı ekstrenizle değil, zihninizdeki o sessiz alanda kendinize yer açarak onarabilirsiniz.
Yaşamak, tüketmekten ibaret değil; anlamak, durmak ve gerektiğinde yeniden başlamaktır.
Nuray Çalışkan




Yorumlar