top of page

Aşkın Gücüyle Yeniden Doğuş: Psykhe'nin Dönüşümü




Ruhu ölmüş bir cani tarafından vahşice öldürülen kedi Eros'un anısına.




Fotoğraf: Antonio Canova tarafından 1793’te yapılmış olan “Eros'un Öpücüğü ile Yeniden Canlanan Ruh” heykeli.





Söylenceler, adı üstünde sözlü aktarımlar olduğundan, tıpkı kulaktan kulağa oyununda olduğu gibi bazı değişimlere uğrar ve farklı anlatımlara bürünür. Bu durum, çok doğal ayrıca çok da kıymetlidir, çünkü her aktarım kendi zamanının ve ortamının ip uçlarını verir bizlere. Bir söylencenin, "Acaba hangi aktarımı ilk hali?" sorusundan ziyade "Farklı aktarımlar bize, farklı olarak ne anlatmak istiyor?" sorusunun cevabı daha önem taşır benim için. Bu nedenle biraz harmanlayarak aktaracağım “Pyskhe ile Eros”'un hikayesini.

 

Ege kıyısında bulunan bir Miletos (Milet) kentinde ortaya çıktığı düşünülen “Pyskhe ile Eros” söylencesinin içeriğine geçmeden önce Pyskhe ve Eros, birer karakter olarak ne veya nelerin simgesi? biraz ona değinmek isterim.


Roza Agızaza'nın “Antik Yunan'da Mitoloji” adlı kitabındaki içeriğe göre, evrenin başlangıcında henüz her şey karanlıklar içindeyken, koca siyah kanatları olan Gece Tanrıçası Nyks, Rüzgar ile sevişmiş ve sonrasında da loşluğa bıraktığı gümüş yumurtasından ölümsüzlerin en yakışıklısı doğmuş, Eros.


Çatlayan yumurta kabuğunun iki yarısından biri Gök'ü, öteki Yer'i meydana getirmiş. Yeni tanrının doğuşunda, tüm dünyanın yaratılışı saklıymış; Gök ile Yer'i, tanrısal soyu başlatan büyük evrensel cinsel birleşmeye iten, onun birleştirici etkisi olmuş. "İlk Işıldayan" diye anılan Eros, bir mağarada üçlü bir anlam taşıyan Gece, Düzen ve Adalet'i içinde barındıran annesi tanrıça Nyks ile birlikte yaşarmış.


Söylencenin bu versiyonundan anlıyoruz ki Eros, öncelikle dünyanın yaratılışında belirleyici bir güç olarak tasvir ediliyor. Evrende birleşme ve üremeyi sağlayan, içgüdü, yaşamsal dürtü ve dünyanın devinim gücü olan Eros, mitoloji sözlüğüne göre de aşk(sevgi), tutku, doğurganlık, yaratıcı güç, birlik ve uyum, hayat doluluğu gibi anlamların temsilcisidir aynı zamanda.


Diyebiliriz ki, Yunan teolojisine göre Aşk adına! yaratılmışız. Evet ama bu nasıl bir Aşk?


Hesiodos yaradılışı anlatırken Khaos'tan hemen sonra Eros'u sayar ve şöyle der;


Khaos'tu hepsinden önce var olan,

sonra geniş göğüslü Gaia, Ana Toprak...

Ve sonra Eros, en güzeli ölümsüz tanrıların,

ve insanların da, tanrıların da ellerinden alır,

yüreklerini, akıl ve istem güçlerini.

 

İlkçağın en içli ve bilinçli aşk şairi olarak anılan Sappho da Hesiodos'a benzer bir tanımlama verir;


Gene Eros, elimi, kolumu çözen,

hem tatlı hem acı Eros,

o karşı gelinmez yaratık

sarsıyor beni.


Psykhe(Psike) ise Miletos kralının üç kızından en küçüğü ve en güzelidir. Psikoloji literatüründe tüm canlıları harekete geçiren yaşam ve tinsellik ilkesini, diğer bir ifadeyle ruhu simgeler. Bu nedenle Pyskhe’den gelen psikoloji, uzun yıllar boyunca ‘Pyskhe’nin Bilimi’ olarak nitelenmiştir.


Psike kavramını, kişiliğin bir bütünü olarak gören Jung’a göre psike, bilinçli ya da bilinçdışı tüm duygu ve davranışları içermektedir.



Gelelim Numidyalı bir Latin yazar, filozof ve retorik ustası olan Lucius Apuleius Madaurensis’in anlatısına göre Psykhe Masalı'na;


Çok güzel bir kız olan Pyskhe, sahip olduğu meziyetleriyle güzellik ve şehvet tanrıçası Aphrodite'in kıskançlığını uyandırmış, çünkü gerçekten o kadar güzel, bir o kadar da gönül alıcı imiş ki , onu görenler , Aphrodite’i görmüş sanırlar ve ona tapınırlarmış. 


Şöyle devam ediyor hikaye,


Bir gün kıskançlık duyguları içindeki Aphrodite, düşünür taşınır ve bu güzel kızı tek başına bir dağa bırakarak ona ucube bir aşık bulmak için Eros'u görevlendirir. Görevi kabul eden Eros başına geleceklerden habersiz bir şekilde Pyskhe'yi bulmak için Tanrılar Dağı'ndan inerek harekete geçer ve kızın yanına varır, fakat kızı görür görmez kızın çekiciliğine kapılıverir. Bir anda onu kendine alıkoymaya karar verir ve götürüp çok güzel bir saraya hapseder.


Sadece geceleri gizlice Pyskhe'nin yanına gider ancak ona görünmez ve kendisini görmek için de herhangi bir teşebbüste bulunmamasını öğütler. Böylesine bir rutin içinde birlikte tutkulu saatler geçirirler. Pyskhe mutludur, tek tedirginliği aşkını gündüz gözüyle görememesidir.


Psykhe’nin saadetini kıskanan kız kardeşleri bir gün gelip, onu ziyaret ederler. İçi hazinelerle dolu olan bu esrarlı sarayda kendisini seven delikanlının, dünyanın en çirkin, en iğrenç bir adamı olduğunu söylerler.


Dahası, "Neden onu herkesten uzak, ıssız bir yerde, ormanların derinliklerinde gizlenmiş bir saraya kapamış? Neden geldiği zaman ona yüzünü göstermek istemiyor? Güzel bir delikanlı olsaydı hiç yüzünü saklar mıydı? Dünyanın en zengin adamı da olsa, çirkin bir kimsenin karısı olmak bahtsızlık değil miydi? Güzel bir delikanlı ile bir kulübede dahi mesut olunabilirdi. Fakat yüzüne bakılmaz derecede çirkin olan bir erkek, kralların kralı dahi olsa onun karısı olmak bahtsızlıktı." gibi söylemlerle bir güzel kafasını bulandırırlar.


” – Eğer dediklerimizin gerçek olduğuna inanmak istersen ” diye de ilave ederler ; " Bir vazo altında küçük bir lamba sakla, koca diye tapındığın adam saraya gelip de derin bir uykuya daldığı zaman yavaşça lambayı çıkar, eline al , onu tetkik et , o zaman yanında kimin olduğunu göreceksin. ”


Merak, üzüntü ve şaşkınlık içinde kalan Psykhe daha fazla sabredemedi, hemen o akşam, kız kardeşlerinin dediklerini yaptı: Yanan lambayı, ters çevrilmiş bir vazo içinde sakladı. Yattıktan sonra uyumadı, kocasının dalmasını bekledi. Kocası uyuyunca, gürültü yapmadan kalktı, lambayı eline aldı ve kocasına baktı. Fakat gördüğü manzaradan şaşırdı, çirkin ve iğrenç bir erkek göreceğini sanan Psykhe, kokulu saçları olan kumral ve taze bir baş, nefes verdikçe etrafa Ambrosia kokuları yayan güzel bir ağız, tombul kolların bağlı bulunduğu fildişi gibi omuzlarla karşılaştı. Yatan bu güzel ve taze delikanlının bir elinde yayı vardı, diğer elini kolu ile beraber kıvırmış, başının altına koymuştu. Çehresi, tarif edilemeyecek derece güzel olan bu genci görünce Psykhe’nin aşkı daha çok alevlendi. Güzel kocasını alnından öpmek istedi fakat eğilirken elindeki lambayı düz tutamadı. Böylece içinde fitil bulunan lambanın kızgın yağından bir damla Eros’un çıplak omzuna damladı. Büyük bir acıyla gözlerini açan Eros, aldatılmışlık duygusu ve hayal kırıklığı içinde uyandı. Aşkı ihanete uğramıştı bu yüzden kanatlarını açtı, uçup gitti ve tüm saray da yok oldu.


Psykhe, hatasını anladı. Eros olmadan yaşamak istemiyordu ve bu yüzden kendini çetin sulara bıraktı. Fakat sular da hüzünlüydü, bu güzelliğe acıdılar onu öldürmediler. Psykhe, kaybettiği aşkını dünyanın dört bucağında çaresizce aradı, bulamadı. Hatasını telafi etmek için tanrılara yalvardı , kapılarında süründü fakat sonuç alamadı. Son çare olarak gururunu hiçe sayıp Aphrodithe’e gitti ve ona yardım etmesi için yalvardı.


Aphrodite onu sınamak için, bir dizi güç ve gerçekleştirilmesi oldukça zor olan görevler verdi.


Tahılların içinden tane buğdayları ayıklanması görevini, karıncaların da yardımıyla, Altın koyunların yünlerini kırpmasını da bir çoban yardımıyla başardı. Aphrodite, son olarak Hades’in eşi Persephone’den makyaj kutusunu almasını ancak asla içini açmamasını istedi. Ne var ki, Psykhe bir kez daha merakına yenik düşerek kutuyu açtı. Kutunun içinde ölüm uykusu saklıydı ve Psykhe oracıkta bayılıverdi.


Eros, bunu gördü ve Pyskhe’nin ölüm uykusuna dalmasından çok korktu. Hemen gidip Zeus’tan yardım istedi. Zeus da bu aşka üzülmüştü ve Eros’un isteklerini kabul etti. Psykhe’ye ölümsüzlük şerbeti yani ambrosia içirdiler. Psykhe de artık ölümsüz olmuştu ve Olimpos’ta birbirlerine kavuştular. Tanrıların huzurunda evlendiler ve böylece sonsuza dek birleştiler. ‘Hedone’ (haz) adında bir kızları oldu.

 

Eros ve Psykhe söylencesi en yalın haliyle hayatımızdaki iki soyut kavramın, aşk ve ruhun/kişiliğin somutlaştırılarak hikaye edilmiş halidir diyebiliriz. Hikaye pek çok kısmına şerh yazılabilir nitelikte ancak çıkarımlardan biri de şu olabilir mi?


 "Ruh, nefsine yenik düşüp Aşk'ını kaybetmişti fakat pişman olup onu tekrar kazanmak için, hem iç hem de dış engellere rağmen, çabalayarak onu yeniden kazanmak adına peşinden koştu. Bu durumda "İlk Işıldayan" olarak Aşk da Ruh'a kayıtsız kalamazdı, çünkü bu durum onun da doğasına aykırı olurdu."


Peki, Pyskhe, yaptığı hatadan dolayı pişman olmayıp da kendisini terk eden Eros'un, azimle peşine düşmese idi ne olurdu?


Dostoyevski'nin bir deyişi ile bitireyim yazıyı;

"Cehennem insanın kalbinde sevginin bittiği yerdir."



Nuray Çalışkan

 

16 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page